

"Muradiye, Sabrın Acı Meyvası"
"Kuruluş asrından sonra Bursa, sevdiği ve büyük işlerinde o kadar yardım ettiği erkeği tarafından unutulmuş, boş sarayının odalarında tek başına dolaşıp içlenen, gümüş kaplı küçük el aynalarında saçlarına düşmeye başlayan akları seyrede ede ihtiyarlayan eski masal sultanlarına benzer. Her ölen padişahın ve Cem vak'asına kadar her öldürülen şehzadenin cenazesi şehre getirildikçe bu geçmiş zamanın güzelinin kalbi şüphesiz bir kere daha burkuluyor. Benden uzak yaşıyorlar, ancak öldükleri zaman bana dönüyorlar. Bana bundan sonra sadece onların ölümlerine ağlamak düşüyor, diyordu. Evet, Muradiye küçük türbeleriyle genişledikçe Bursa ancak hangi vesilelerle hatırlandığını anlar."
"Neyiz? Nereye gidiyoruz? İşte hergün içimizde kilitlenen sual.
Yollarında dolaşırken, câmilerini gezerken, çeşmelerinin sesini dinler ve
ağaçlarının hışırtısında düşüncemi uyuştururken bu suallerin cevaplarını,
velev müphem bir ürperme şeklinde olsa bile, kendimde duyduğum için
Bursa'yı seviyorum. O içimizdeki aydınlığın aynasıdır."

