

"Ben hayatın susan ve değişmeyen kardeşiyim."
"Çelebi Mehmed'in "çoluk çocuğuyla beraber yattığı türbede" hepimize mukadder olan korkunç akıbet, güzel bir günün sonunda bir akşam bahçesinde koklanan güller gibi hüzünlü bir hasret arasından duyulur, o, burada çinilerin solmaz mevsimi içinde o kadar kaybolmuş, erimiş, havadaki sükunetle, camlardan dökülen mehtap gölgeli işığa inkılap etmiştir, hayat aşkı ve sanat onu o kadar benimsemiştir."
"Önümde biraz evvel hayran olduğum manzara,
insana bir kaçış veya kurtuluş arzusunu veren uzak köyler,
Yeşil'in kapısında nöbet bekleyen taze serviler,
küçük gösterişsiz kabirlerinde uyuyan ölüler,
hafizamda her birinin ayrı saati mevsimi olan bütün o isimler,
kendi çocukluğum ve geçmiş günlerim..."diye konuşur.”
Yeşil Türbe, Yeşil Cami der demez, ölüm,
muhayyilemizdeki çehresini değiştirir, "Ben hayatın susan
ve değişmeyen kardeşiyim. Vazifesini hakkıyla yapan
faninin alnına bir sükun ve sükunet çelengi gibi uzanırım.
"O Bursa ki, ovasını yavaş yavaş anlaşılmaz bir şehircilik gafleti dut yaprağını kemiren bir ipekböceği sürüsü gibi yiyip bitiriyor. Yakında Bursa ovasını ormanlarımız gibi hazin bir masal olarak hatırlayacağız. Bununla beraber, eskiden kalma bir üslubu muhafaza edebilirdi. Nitekim genç mimarlarımızın hepsi bu endişe içinde çırpınıyorlar."

